Mantığın Çocukları
En son ne zaman yemyeşil bir ormanı hayal ettiniz?
Orada olmayı, toprağın ve yaprakların kokusunu ciğerlerinize çekmeyi en son ne zaman bir "ahh" ile süslediniz? Cep telefonlarının, bilgisayarların, televizyonların ördüğü mapus alanında yaşarken hayallerimiz nereye gitti?
Hayallerim nerede?
İlkokulda astronot olmayı isterken dünyaya takılıp kalmam reva mı bana?
Ufaktım, komşumuzun kızıydı herhalde, ne olacaksın diye sorulduğunda "dansöz olcaaamm" derdi.
Şen kahkahalarla gülerdi kızcağızın çevresindeki orta yaşlı kadınlar...
Ve muhakkak,
"Çocuk işte" denir ve bir orta kahve falı ile son bulurdu bir dansöz hayali.
Büyüdük...
Büyüdük de ne oldu?
Bir kelime daha öğrendik. Ufak beyinler için yeni kelime saati.
Saatlerden mantıktı! Mantık on iki defa çaldı. Uyanan olmadı (mı?)
Uyandık!
Mantıklı Hayallere uyanan 'büyümüşte küçülmüşler' olarak salındık sokaklara!
Astronotluktan avukatlık hayallerine geçişimi başka ne betimleyebilir ki?
Sahi, dansöz olacak kız ne yaptı acaba? Kimdi ki o?
Sendin belki de?
Hatırlamaya çalış beş altı yaşlarındaydın hani... Annelerin çay saatinde salona fırlayıverirdin hani!
Mantığın çocukları, kazanılamayan Anadolu Liselerinin kapılarından geçerken kıskançlığı öğrendi!
Mantıklı bir kıskançlık? Kime yaradı?
Mantığın egemenliğinde büyürken doğru - yanlış kümelerinin paydasındaki X'i bulacağız diye debelenirken birileri çoktan astronot ve dansöz olmuşlardı bile!
Biz ise...
Mantık dersinde sınıfa örnek gösterilen öğrenciler olduk!
Sonra...
Aşk diye bir şey sundular önümüze.
Gözlerimiz içten içe "p V q" ları aradı... Aradıkça battık.
Battıkça öğrendik!
Mantığa yer olmayan mecralar keşfettik.
Keşfettik de ne oldu?
Huzuru yakaladık sandık her seferinde.
Yakalayamadık...
Birbirine bitişik apartmanların doldurdurduğu sokaklarda katledilen rüzgarı yakalamaya çalıştık tüm pencereleri açarak. Bununla mutlu olmayı öğrendik.
Mantıklı ilişkiler kurmak salık verilirken uzaklardan,
Ne cevap verebilir pencerelerle rüzgar yakalayan bir adam?
Sevdiğine yaşadıkları ilişkiyi anlatırken; "Bu ilişkinin bir mantığı yok" demeyi göze aldığında huzuru bulmuşken,
aklı o eski Astronot hayallerine gitti belki de.
Gitmese miydi (ki)?
Fotograf bana aittir. 2001 yılında Beşiktaş sahilinde çekilmiştir...
04 Eylül 2008 | Gönderen Çağatay Aktürk zaman: 13:23 2 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: dipses
Dip Ses...
Uzun süredir hayata geçirmeyi düşündüğüm bir proje idi "Dip Ses". Çağatayca'da gündem üstüne yazılar yazarken ister istemez bir oto-kontrol mekanizması gelişti. Kendime dair sayıklamalarım olabildiğince azaldı. Öyle de olması gerekiyordu çünkü blogun formatından çok farklı bir yere giderdik diğer türlü. İşte DipSes ihtiyacı buradan çıktı. Politikanın, gündemin donup kaldığı bir yer burası. Çağatay'ın kafasındaki dipseslere tanıklık edeceksiniz.
Dip Ses; müzikle uğraşan kişilere yabancı gelmeyecek bir terim. Kayıt esnasında başa çıkılması güç cızırtılar, parazitler veya uğultular olarak tanımlayabiliriz. Binbir türlü nedenden dolayı dip ses oluşabilir. Burada yazılıp çizelecek şeylerde benim dipseslerimdir. Kıymetlidirler...
Sevgili Babam hep "politika, gündem dışında da bir şeyler yaz" der dururdu. Sanırım onu da mutlu edeceğim bu blog ile.
Dip Ses; müzikle uğraşan kişilere yabancı gelmeyecek bir terim. Kayıt esnasında başa çıkılması güç cızırtılar, parazitler veya uğultular olarak tanımlayabiliriz. Binbir türlü nedenden dolayı dip ses oluşabilir. Burada yazılıp çizelecek şeylerde benim dipseslerimdir. Kıymetlidirler...
Sevgili Babam hep "politika, gündem dışında da bir şeyler yaz" der dururdu. Sanırım onu da mutlu edeceğim bu blog ile.
Gönderen Çağatay Aktürk zaman: 12:56 5 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: duyuru
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

